7 Ekim 2022 Cuma

Biden'ın ziyareti ve Ortadoğu NATO'su

Bugün Ortadoğu NATO'su ya da başka bir ad altında Arap rejimleri ile İsrail arasında askeri işbirliğinin geliştirilmeye çalışılması, NATO'nun yeni konsepti ve ABD'nin bölge politikasıyla da uyumlu bir girişim olarak karşımıza çıkıyor.

ABD Başkanı Biden 13-16 Temmuz tarihleri arasında 'mini' bir Ortadoğu ziyareti gerçekleştirecek. Ziyaret kapsamında önce İsrail'e gidecek olan Biden, ardından S. Arabistan'da Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) toplantısına katılarak burada KİK'i oluşturan 6 ülkenin yanı sıra toplantıya davet edilen Mısır, Ürdün ve Irak liderleriyle de görüşecek. Bu nedenle bu ziyaret her ne kadar 'mini' görünse de kapsamı ve hedefleri bakımından büyük olacağını şimdiden söyleyebiliriz.

Biden'ın Ortadoğu ziyareti, özellikle NATO'nun haziran sonunda Madrid'de gerçekleştirdiği ve 2030 stratejik konsept belgesinin açıklandığı toplantısından sonra gerçekleştiriliyor olması bakımından dikkat çekiyor. Bu zirveye Japonya, Avustralya, G. Kore ve Yeni Zelanda gibi Asya-Pasifik ülkeleri de katılmış ve yeni kabul edilen stratejik konsept belgesinde Rusya'nın yanı sıra Çin de "Küresel sistem için bir tehdit" olarak tanımlanmıştı.

İşte Biden'ın Ortadoğu ziyaretinin NATO'nun tehdit ve müttefik tanımını Avrupa-Atlantik sınırlarının ötesine taşıdığı stratejik konsept belgesinin kabul edilmesinin ardından gerçekleştiriliyor olması, bu ziyareti ve ziyaretten çıkacak kararları daha önemli hale getiriyor. Çünkü zaten uzunca bir süredir ABD ve Batılı emperyalistler ile Rusya ve Çin arasındaki egemenlik/paylaşım mücadelesine sahne olan Ortadoğu, Ukrayna savaşından sonra enerji politikaları bağlamında daha özel bir önem kazandı.

Biden'ın Ortadoğu ziyareti öncesinde Washington Post'ta yayımladığı "Suudi Arabistan'a neden gidiyorum?" başlıklı bir makalesi, bu ziyaretin hedeflerinin anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Makalenin başlığı, Biden'ın gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın öldürülmesinden sorumlu olan S. Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ı ziyaretine yönelik tepkilere bir yanıt verme amacını ortaya koyuyor.

Biden makalesinde, Ukrayna savaşının enerji kaynaklarının küresel arzı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmanın önemini vurgulayıp S. Arabistan'ın petrol piyasalarını istikrara kavuşturmak için ABD ile birlikte çalıştığını söylüyor.

Devamında "Rus saldırganlığına karşı koymak" ve "Çin'i geride bırakmak için" Ortadoğu'nun istikrara kavuşturulmasının önemine işaret ediyor. Bu temelde ziyaretinin İsrail ve Arap ülkeleri arasındaki normalleşmenin "küçük bir sembolü" olacağını vurguluyor.

Biden makalesini "Arkadaşım Ürdün Kralı Abdullah, geçenlerde bölgedeki 'yeni atmosfere' değindi ve ülkeler 'Nasıl bağlantı kurabiliriz ve birlikte çalışabiliriz' diye soruyor (…) Gelecek haftaki seyahatim bu amaca hizmet edecek" diyerek bitiriyor.

Peki, ABD'nin bölgedeki en sadık işbirlikçilerinden Ürdün Kralı Abdullah 'hangi yeni atmosfer'den söz ediyor ve 'nasıl bir bağlantı' istiyordu?

Kral Abdullah, ABD merkezli CNBC kanalına verdiği röportajda NATO'nun egemenlik mücadelesini dünyanın farklı bölgelerine taşımasını destekliyor ve "Ortadoğu NATO'sunun kurulmasını onaylayacak ilk insanlardan biri olacağım" diyordu.

Bilindiği gibi bir 'Ortadoğu/Arap NATO'su' oluşturma fikri daha önce Trump döneminde MESA (ortadoğu stratejik ittifakı) adı altında gündeme getirilmişti.

Trump, 2017'de ABD başkanı olur olmaz yaptığı ilk işlerden biri nükleer faaliyetlerinin denetlenmesi karşılığında İran'a yönelik ambargonun kaldırılması konusunda BM Güvenlik Konseyinin 5 daimi üyesi ve Almanya'nın katılımıyla (P5+1) imzalanan anlaşmadan çekilmek olmuştu. İlk yurt dışı ziyaretini S. Arabistan'a yaparak 350 milyar dolarlık silah-askeri işbirliği anlaşması imzalayan Trump, İran'ı kuşatmak için Arap rejimleri arasında askeri birlik oluşturmayı ve bu ülkeler ile İsrail arasındaki işbirliğini geliştirmeyi amaçlıyordu.

Bugün İran ile nükleer işbirliği anlaşmasını yeniden imzalamak için görüşmeler yapan Biden yönetiminin Trump döneminden çok farklı bir politika izlediği düşünülebilir. Ancak biraz daha yakından bakıldığında arada kimi farklılıklar olmakla birlikte Biden dönemi Ortadoğu politikasının, Trump döneminde atılan temeller üzerinde yükseltilemeye çalışıldığı görülecektir.

Evet, Trump'ın Filistin'e düşmanlık politikası karşısında Biden daha 'ılımlı' bir çizgi izliyor. Ancak İsrail'den sonra Ramallah'a da gidecek olan Biden'ın bu ziyareti, tepkileri yumuşatmanın ve gerici emellerin bir örtüsü olmanın ötesine de gitmiyor.

Ya da Biden, Trump'ın kuşatma stratejisi yerine İran'la anlaşıp Rusya ve Çin etkisini sınırlamayı ABD çıkarları için daha kullanışlı bir politika olarak görüyor.

Ancak Biden'ın makalesinde de işaret ettiği "Arap-İsrail normalleşmesi" ve ABD'nin bölgesel dayanaklarının yeniden güçlendirilmesi bakımından en önemli adımlar Trump dönemindeki 'Abraham Anlaşmaları' ile atılmıştı. Daha önceki tarihlerde İsrail'le anlaşmalar yapan Mısır ve Ürdün'ün yanı sıra Abraham Anlaşmaları; BAE, Bahreyn, Sudan ve Fas'ın İsrail ile 'normalleşme'sinin önünü açmıştı.

Bugün Ortadoğu NATO'su ya da başka bir ad altında Arap rejimleri ile İsrail arasında askeri işbirliğinin geliştirilmeye çalışılması, NATO'nun yeni konsepti ve ABD'nin bölge politikasıyla da uyumlu bir girişim olarak karşımıza çıkıyor.

Erdoğan iktidarının uyguladığı politikaların bir sonucu olarak Türkiye ve bölge halklarının kaderlerinin birbirlerine daha fazla bağlandığı bir süreçte Biden'ın ziyareti, halklar için tehdidi büyüterek bölgedeki gerilim ve çatışmaları kalıcılaştırmanın bir adımı olarak anlam kazanıyor. Türkiye ve bölge halklarının bu tehdidi bertaraf etmek, barışçıl-demokratik bir gelecek inşa etmek için emperyalistlere ve kendi işbirlikçi yönetimlerine karşı birlikte mücadele etmekten başka bir yolu bulunmuyor.