9 Ağustos 2022 Salı

Faşist şeflik rejiminin dezenformasyon yasası

Eskisi gibi yönetmekte zorlanan ve toplumsal hegemonya alanı giderek daralıp zayıflayan AKP-MHP faşist iktidarı kendi bekası için çare arıyor. Politik islamcı faşist şeflik rejimini iktidarda tutabilmek amacıyla tüm siyasal biçim ve imkanlara başvuruyor. Kuşku yok ki faşist bir iktidar siyasal karakterine uygun yol ve yordamlara müracaat edecektir. AKP-MHP bloku da tam olarak bunu yapıyor. Faşist yasa, yasak ve yöntemlerde derinleşerek ilerliyor. TBMM'ye getirip komisyondan geçirdikleri faşist dezenformasyon yasa tasarısı yeni bir sansür yasası olarak karşımıza çıkıyor ve politik islamcı faşist rejimin tahkim edilmesi anlamı taşıyor.

Sınıf savaşımları politik tecrübeyi bir bilinç haline getirir. Ve bu bilinç, sınıf savaşımının yeni politik girdisi olarak işlev görmeye başlar. Gezi halk ayaklanması bu bakımdan önemli bir politik-toplumsal laboratuvar olma özelliği taşıyor. Siyaset teorisi ve bilimi için önemli dersler ve çıkarımlar içeriyor kuşkusuz. Gezi onur ve özgürlük ayaklanması tecrübesinden sonra faşist şef, 'dijital faşizm' terimini diline pelesenk etti. 'Dijital faşizm' siyasal retoriğini kullanarak dijital medya mecralarına, internet ve sosyal medya alanına saldırdı. Faşist yasal düzenlemeler yaptı. İnternet yasaklarını fütursuzca kullandı. Çünkü Gezi ayaklanması sırasında adına sosyal medya dediğimiz dijital mecra ve araçları faşist iktidarın siyasal hegemonyasının çökertilmesinde çok etkili bir rol oynamıştı. Ana akım medyayı kendi tekelinde toplayan AKP iktidarı halklarımızı maniple etmeyi başaramamıştı. Havuz medyasının kustuğu tüm yalanlar, giriştiği tüm dezenformasyon belirli bir dönem boyunca etkisiz kalmıştı. Sosyal medya iktidarın ana akım konvansiyonel medyası karşısında yeni bir medya gücü ve mecrası olarak öne çıkıyordu. Dahası, işçi sınıfı ve ezilenlerin karşı hegemonya oluşturmasında can alıcı bir rol oynayabiliyordu. Bu gerçekliği bütün derinliğiyle kavrayan faşist şef bugün yeni internet yasasıyla halklarımızın elindeki bu imkanı etkisiz kılmak istiyor.

Eskisi gibi yönetmekte zorlanan ve toplumsal hegemonya alanı giderek daralıp zayıflayan AKP-MHP faşist iktidarı kendi bekası için çare arıyor. Politik islamcı faşist şeflik rejimini iktidarda tutabilmek amacıyla tüm siyasal biçim ve imkanlara başvuruyor. Kuşku yok ki faşist bir iktidar siyasal karakterine uygun yol ve yordamlara müracaat edecektir. AKP-MHP bloku da tam olarak bunu yapıyor. Faşist yasa, yasak ve yöntemlerde derinleşerek ilerliyor. TBMM'ye getirip komisyondan geçirdikleri faşist dezenformasyon yasa tasarısı yeni bir sansür yasası olarak karşımıza çıkıyor ve politik islamcı faşist rejimin tahkim edilmesi anlamı taşıyor.

Sosyal medya alanıyla ilgili pek çok yasal düzenleme yapan faşist iktidar bu kez internet haberciliği mecrasını hedef alıyor. Esasen sol, sosyalist, devrimci ve yurtsever internet/dijital basınını hedef alan kopkoyu sansür yasasıyla emekçilerin, yoksulların ve ezilenlerin sesi susturulmak isteniyor. İşçi sınıfı ve ezilenlerin haber alma hakkı sınırlandırılıyor ve gasp ediliyor. Aynı biçimde düşünce ve ifade hakkı, siyasal propaganda hakkı ortadan kaldırılıyor. Siyasal iktidarı hedefleyen her eleştiri ve teşhiri dezenformasyon olarak değerlendiren yeni internet yasası, sol-sosyalist ve devrimci basının gerçekleri yazmasını ve yaymasını engellemeyi amaçlıyor. Bu, dosdoğru ifade ve örgütlenme hakkına da bir saldırı anlamına geliyor. Faşist dezenformasyon yasası haber, ifade ve propaganda hakkının sınırlarını yeniden belirliyor. Sansürü ve otosansürü dayatıyor. Faşist şeflik rejiminin belirleyip dayattığı internet yayınının sınırlarını tanımayan ve gerçekleri yazan özgür basın emekçilerine hapis cezaları öngörüyor.

Politik islamcı faşist şeflik rejiminin yasalaştırmak istediği Dezenformasyon Yasası, ismiyle ironik bir anlam ve mesaj taşıyor. Anlaşılan faşist şef iktidarda bir despot olarak mağduriyet rolü oynamayı seviyor ve gerçekleri ters yüz etme marifetini sürdürmek istiyor. Bu diktatörlerin tipik faşist jestlerinden biridir. Tarihsel deneylerden çok iyi biliyoruz ki, dezenformasyon egemen sınıfların ve bilhassa faşist devlet ve diktatörlerin bir yönetme tekniği ve enstrümanıdır. Yalan, demagoji, manipülasyon ve dezenformasyon politik islamcı faşist şefin en çok kullandığı siyasal söylem ve yönetme araçlarıdır. Gel gör ki faşist şef 'dijital faşizm'den, dezenformasyondan yakınıyor. Bu düpedüz ve basit bir ideolojik rıza üretme yöntemidir. Kendi çıkarını tüm toplumsal sınıfların çıkarı ve ihtiyacı biçiminde yansıtmak egemen sınıfların başvurduğu başat rıza üretim biçimidir. Diğer yandan faşizm sadece kendi yalanıyla ayakta kalamaz. Gerçeklerin bilinmesini, karşı fikir ve sözün engellenmesini de ister. Ezilen sınıflar adına karşı hegemonyanın araçları olarak işlev gören devrimci-sosyalist basını bu yüzden düşman ve tehdit görür. Yalanın perdesini yırtıp gerçekleri sergileyen ve yazan özgür basın, bu nedenle faşist egemenlerin en büyük korkusudur.

Bugün AKP-MHP bloku toplumsal ve siyasal hegemonyalarını sürdürebilmek için sadece yalan ve demagojinin yetmediğini görüyor. Toplumsal ve siyasal hegemonyası çözülen AKP-MHP faşizmi önümüzdeki siyasal süreçlerde yönetme gücünü daha fazla polis terörünü artırarak, faşist yasa tahkimi yaparak ve yasakları arkalayarak ilerlemek istiyor. Dezenformasyon yasası bu bağlamda siyasal konjonktürün iki ana strateji konusuyla bağlı anlam kazanıyor. Kürt basınına yapılan polis saldırısı ve ardından faşist yargının kitlesel gazeteci tutuklamaları, faşist şeflik rejiminin siyasal iktidar kurgusu ve isteğinin iki ana strateji konusuyla bağını birlikte somutluyor. AKP-MHP faşist bloku Rojava'da yeni işgal alanları elde etmeyi murat ediyor. Yeni bir işgalci savaş zaferi kazanmak ve bunu siyasal iktidara ulaşmanın kaldıracı yapmak isteyen politik islamcı faşist şef, içeride hiçbir aykırı ses ve anlamlı antişovenist direniş istemiyor. Kürt basınına bunun için pervasızca saldırıyor. Kürt özgür basını öteden beri sömürgeci faşist rejimin düşman hedefi olagelmiş ve her dönem çok ağır bedeller ödemiştir. Hakikatlerin sözcüsü olmayı inat ve ısrarla sürdürmüştür. Keza devrimci sosyalist basında sürekli faşizmin gadrine uğramış, benzer bedelleri göğüsleyerek ezilen ve sömürülen sınıflara gerçekleri yazmaktan ve sergilemekten asla vazgeçmemiştir.

Sömürgeci işgal savaşında özgür basının sesini kısmak ve faşist psikolojik savaş propagandasıyla sonuç almak isteyen iktidar, yeni dezenformasyon yasasını etkili biçimde kullanmak istiyor. Siyasal konjonktürün ikinci ana konusunu oluşturan seçimler ise önümüzdeki dönemin diğer bir faktörü olarak önem kazanıyor. AKP-MHP faşist bloku yeniden iktidar olma yolunda yol temizliği yapıyor. Seçimlere dezenformasyon yasasının sansür ve korku gücüyle gitmeyi amaçlıyor. Gerçekleşecek olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçiminin öncesinde, internet basınını zapturapt altına almak ve sosyal medyaya korku salmak kritik bir yerde duruyor. Faşist şeflik rejimi her alanda korku ve terörü tırmandırarak işçi sınıfı, yoksullar ve ezilenlerin bilincinde ve eyleminde açığa çıkan büyüyen öfke ve memnuniyetsizliği ketlemek istiyor. Mücadeleye tutuşacak kitlelerin eylemlerini ve iradelerini kırma politikası uyguluyor. Yeni faşist sansür yasası bu anlamda yürüyen kitle mücadelelerini sessiz bırakmayı, olabildiğince görünmez kılmayı hedefliyor. İnternet basınını faşist denetim ve sansür cenderesine almayı amaçlayan dezenformasyon yasasının TBMM'deki görüşmelerinin öngünlerinde Kürt basınına yönelik polis saldırısı ve kitlesel tutuklamalara devrimci-sosyalist basın ve kimi meslek örgütleri eylemli ve sınırlı protesto tavrı gösterdi. Güçlü bir karşı koyuş geliştirilemediğini söylemeliyiz. Bir kez daha görülüyor ki ana akım medya Kürt basınına siyasal iktidarın şoven ve terör umacısı gözüyle bakıyor. Özellikle sömürgeci işgal ve savaş söz konusu olduğunda faşist devletin propaganda kolu ve psikolojik savaş gücü olarak işlevleniyor. Burjuva muhalif basın olarak konumlanan basın ve gazetecilerin de ana akım medyadan kendini ayrıştırmadığını görüyoruz. Basın meslek örgütlerinin sansür yasasına karşı basın açıklamasıyla yasak savuşturan tavrı ayrıca eleştirilmeyi hakediyor.

AKP-MHP faşist iktidarına karşı devrimci-sosyalist basın, özgür basın susmadı, sansüre ve hapis cezalarına boyun eğmedi. Önümüzdeki dönemde ezilen ve sömürülen kitlelerin politik islamcı faşist şeflik rejimine ve sermayeye karşı direnişleri ve protestoları artacaktır. Devrimci-sosyalist basın Kürt ulusunun, kadınların, işçilerin, gençlerin, tüm ezilenlerin sesi ve mücadele bayrağı olmayı sürdürecektir.

*İşçi Sınıfı ve Ezilenlerin Sesi ATILIM gazetesinin 24 Haziran tarihli 68. sayı başyazısı.